İnsanlık tarihi, toplumların refahı üretme ve bölüşme gayretinde geliştirdiği büyük iddialara sahne olmuştur. Bu iddiaların yirminci yüzyıla damgasını vuran en cüretkar olanı, şüphesiz ki piyasanın kendi kendine işleyen kuralları yerine, insan aklının ve devlet otoritesinin her şeyi planlayabileceğine duyulan inançtı. Sovyetler Birliği, komuta ekonomisi adını verdiğimiz bu merkeziyetçi modelle, neyin, ne kadar, nerede ve hangi fiyata üretileceğini Moskova’daki bir idari merkezden, yani Devlet Planlama Komitesinden (Gosplan) yönetmeye kalkıştı. Ancak milyonlarca insanın günlük ihtiyaçlarını, kişisel zevklerini, giyecekleri ayakkabının numarasından tüketecekleri ekmeğin gramajına kadar her ayrıntıyı masa başında tahmin etmeye çalışmak, matematiksel ve sosyolojik bir imkansızlığı beraberinde getirmiştir. Sistem, teoride mükemmel bir düzen vaat ederken, pratikte halkın en temel gereksinimlerine dahi ulaşamadığı kronik tüketim malı kıtlıklarına ve kilometrelerce uzayan hüzünlü dükkan kuyruklarına dönüşmüştür.
Merkezi planlamanın yarattığı bu yapısal tıkanıklık, sadece bir organizasyon hatası değil, sistemin genetiğinde yer alan motivasyon eksikliğinden kaynaklanıyordu. Serbest piyasanın en temel itici güçleri olan rekabet, kar güdüsü ve tüketici tercihlerinin bulunmayışı, ağır sanayi ve askeri harcamalar dışındaki sivil alanlarda teknolojik inovasyonun tamamen durmasına neden olmuştur. Bir fabrikanın başarısı, ürettiği ürünün kalitesi veya halk tarafından beğenilmesiyle değil, sadece kağıt üzerinde Gosplan tarafından belirlenen üretim kotasını doldurmasıyla ölçülüyordu. Örneğin, bir ayakkabı fabrikası devletin belirlediği tonaj kotasını tutturabilmek için sadece tek bir bedenden binlerce kalitesiz ayakkabı üretiyor, halkın gerçek ihtiyacı olan diğer numaralar ise piyasada asla bulunamıyordu. Bu absürt verimsizlik, sistemi içeriden kemiren en büyük kurt olmuştur. "Sosyalist sistemlerin doğasında var olan yumuşak bütçe kısıtı ve kronik kıtlık olgusu, üreticilerin verimlilik yerine devlet bürokrasisine yaranma çabasının kaçınılmaz bir sonucudur"[1].
Sovyet ekonomisinin sivil alandaki bu hantal yapısına tezat olarak, Amerika Birleşik Devletleri ile girilen Soğuk Savaş silahlanma yarışı ve bin dokuz yüz yetmiş dokuz yılındaki Afganistan işgali, bütçeye taşınması imkansız bir yük bindirmiştir. Ülkenin toplam ekonomik çıktısının devasa bir kısmı, halkın refahını artıracak yatırımlar yerine nükleer füzeler, tanklar ve askeri teknolojiler için harcanıyordu. Bu dengesizlik, vitrinleri boş ama cephanelikleri dolu anomali bir süper güç yaratmıştır. "Gosplan’ın milyonlarca mikro ekonomik kararı tek bir merkezden yönetme çabası, veri akışının imkansızlığı ve bürokratik hantallık sebebiyle kendi kendini imha eden bir matematiksel çıkmaza dönüşmüştür"[2]. Nitekim uzaya ilk uyduyu gönderen ya da dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olan bu yapı, kendi vatandaşına kaliteli bir çamaşır makinesi veya yeterli miktarda tuvalet kağıdı üretmekten aciz kalmıştır.
Sistemin yapısal kusurlarını uzun süre gizleyen ve rejime adeta yapay bir solunum sağlayan unsur ise bin dokuz yüz yetmişlerdeki yüksek küresel petrol fiyatları olmuştur. Sovyetler Birliği, Sibirya’dan çıkardığı zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarını Batı dünyasına satarak elde ettiği dövizlerle, içerideki tarımsal çöküşü ve gıda kıtlığını dışarıdan buğday ithal ederek kapatıyordu. Ancak bu kırılgan saadet zinciri, bin dokuz yüz seksenlerin ortalarında küresel petrol fiyatlarının ani ve keskin bir şekilde çökmesiyle paramparça oldu. Rejimin en hayati döviz damarı kesildiğinde, komuta ekonomisinin çıplak gerçekliği ve iflası tüm hatlarıyla ortada kaldı. "Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandıran en ölümcül darbe, bin dokuz yüz seksen altı yılında petrol fiyatlarının dramatik düşüşüyle döviz rezervlerinin erimesi ve bu açığı kapatmaya çalışan Gorbaçov reformlarının yarattığı ekonomik kaostur"[3]. Türkiye gibi komşu ülkeler de bu çöküşün ardından yaşanan büyük jeopolitik dönüşümden ve bin dokuz yüz doksanların başında ortaya çıkan bavul ticareti gibi yeni dinamiklerden doğrudan etkilenmiştir.
Son dönemde Mihail Gorbaçov’un sistemi kurtarmak, daha şeffaf ve dinamik hale getirmek amacıyla başlattığı Perestroyka (Yeniden Yapılandırma) ve Glasnost (Açıklık) hamleleri, hantal çarkların ani dönüşüm baskısını kaldıramaması nedeniyle ters tepmiştir. Fiyat kontrollerinin kısmen gevşetilmesi ama piyasa mekanizmalarının tam kurulamaması, hiperenflasyonu, karaborsayı ve tam bir iktisadi kaosu tetiklemiştir. Yıllarca baskılanan yapısal iflas, bin dokuz yüz seksen dokuzda Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla sembolik, bin dokuz yüz doksan birde ise Sovyetler Birliği’nin resmen dağılmasıyla nihai sonucuna ulaşmıştır. Emir-komuta ekonomisi, serbest piyasanın doğal ve dinamik arz-talep dengesi karşısında tarihin en büyük pratik yenilgisini alırken, masa başında kurgulanan yapay bir toplumsal mühendisliğin uzun vadede sürdürülemez olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.
[1] Janos Kornai, Harvard Üniversitesi, "Sosyalist sistemlerin doğasında var olan yumuşak bütçe kısıtı ve kronik kıtlık olgusu, üreticilerin verimlilik yerine devlet bürokrasisine yaranma çabasının kaçınılmaz bir sonucudur", Economics of Shortage, Amsterdam, 1980
[2] Alec Nove, Glasgow Üniversitesi, "Gosplan’ın milyonlarca mikro ekonomik kararı tek bir merkezden yönetme çabası, veri akışının imkansızlığı ve bürokratik hantallık sebebiyle kendi kendini imha eden bir matematiksel çıkmaza dönüşmüştür", The Soviet Economic System, Londra, 1977
[3] Marshall Goldman, Harvard Rusya Araştırmaları Merkezi, "Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandıran en ölümcül darbe, bin dokuz yüz seksen altı yılında petrol fiyatlarının dramatik düşüşüyle döviz rezervlerinin erimesi ve bu açığı kapatmaya çalışan Gorbaçov reformlarının yarattığı ekonomik kaostur", The USSR in Crisis: The Failure of an Economic System, New York, 1983
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."