Silahsız Bir Fetih Stratejisi: Yumuşak Güç Ve Gönüllü Tutsaklık
Geçmiş yüzyılların sömürgecilik anlayışı, toprakların askeri güçle zapt edilmesine ve ham maddelerin zorla elinden alınmasına dayanıyordu. Modern dünyada ise fetih hareketleri tanklarla, tüfeklerle değil, uydulardan yayılan sinyallerle, sinema perdeleriyle ve akıllı telefon ekranlarıyla gerçekleştirilmektedir. Kültürel emperyalizm olarak adlandırılan bu süreç, gelişmiş batılı ülkelerin kendi kültürel kodlarını, değer yargılarını, inanç biçimlerini ve en önemlisi tüketim pratiklerini, gelişmekte olan veya az gelişmiş toplumlara kitle iletişim araçları vasıtasıyla empoze etmesi esasına dayanır. Bu sistemin en büyük dehası, hedef kitle üzerinde bir zorlama hissi yaratmamasıdır. Süreç, kaba kuvvet yerine rıza üretimi ve cazibe merkezleri inşa etme stratejisiyle, yani "yumuşak güç" mekanizmalarıyla çalışır. Hollywood sineması, küresel dijital dizi platformları, müzik endüstrisi ve uluslararası haber ağları bu görünmez kuşatmanın en sadık taşıyıcılarıdır. Hedef alınan toplumlardaki bireyler, sunulan bu yabancı yaşam tarzlarını zamanla "çağdaşlaşma", "modernlik" veya "gelişmişlik" göstergesi olarak kabul ederek gönüllü bir şekilde benimserler. Bu gönüllü benimseyiş, kitlelerin zihinlerinde kendi yerel kimliklerine karşı bir yabancılaşma sürecini de beraberinde getirir. Küresel sermayenin ürettiği kültürel içerikler, bireylere sadece bir eğlence sunmaz; aynı zamanda nasıl giyinmeleri, nasıl konuşmaları ve neyi arzulamaları gerektiğine dair yapılandırılmış bir dünya görüşü aşılar. Konunun uluslararası iletişim boyutunu ve medyanın bu süreçteki ideolojik rolünü ilk kez kapsamlı bir şekilde ortaya koyan ünlü iletişim kuramcısı "Kitle iletişim araçları, küresel kapitalist merkezin ekonomik çıkarlarını meşrulaştırmak ve çevre ülkelerin zihinlerini Batılı değerlerle yeniden yapılandırmak amacıyla kullanılan en rafine ideolojik aygıtlardır"[1] diyerek tehlikenin boyutuna dikkat çekmiştir. Sinema perdesinde hayranlıkla izlenen bir kahramanın yaşam tarzı, bir süre sonra uzak coğrafyalardaki bir gencin en büyük hayaline dönüşebilmektedir. Bu durum, yerel kültürlerin direniş hatlarını kırarak, batı merkezli küresel kültürün dünya genelinde mutlak bir hakimiyet kurmasının önünü açmaktadır.
Merkezden Çevreye Akan Dünya: Tek Yönlü Enformasyonun Çizdiği Sınırlar
Kültürel emperyalizmin iletişim bilimindeki teorik karşılığı, uluslararası enformasyon akışının adaletsiz yapısında gizlidir. Kültürel Bağımlılık Teorisi ve Tek Yönlü Bilgi Akışı yaklaşımları, dünyadaki bilgi, haber ve eğlence içeriği üretiminin tek merkezli olduğunu savunur. Küresel enformasyon otobanı, batılı merkezlerden çıkıp dünyanın geri kalanına, yani çevre ülkelere doğru tek şeritli bir yol gibi akar. Dünyanın en büyük haber ajansları, televizyon kanalları ve dijital içerik üreticileri batı merkezli olduğu için, çevre ülkelerdeki insanlar dünyada yaşanan gelişmeleri, siyasi krizleri, savaşları ve hatta kendi coğrafyalarındaki olayları bile batılı editörlerin çizdiği çerçeveden, yani onların ideolojik süzgecinden görerek algılamak zorunda kalırlar. Bu durum, küresel ölçekte muazzam bir algı yönetimine ve entelektüel bağımlılığa kapı aralamaktadır. Türkiye'de kitle iletişimi, popüler kültürün toplumsal etkileri ve medyanın eleştirel analizi üzerine çok güçlü eserler bırakmış olan saygın bir sosyolog ve iletişim profesörümüz, "Kitle iletişim araçlarının sunduğu popüler kültür ürünleri, bireyleri kendi toplumsal gerçekliklerinden kopararak sahte bir tatmin duygusu içinde uyutur ve onları küresel tüketim çarkının sadık birer neferi haline getirir"[2] tespitinde bulunmuştur. Bu bağlamda, medyanın tek yönlü akışı sadece siyasi bir propaganda aracı değil, aynı zamanda kitlelerin eleştirel düşünme yetisini elinden alan afyon benzeri bir etki yaratır. Bireyler, küresel medyanın kendilerine sunduğu hazır düşünce kalıplarını tükettikçe, kendi özgün toplumsal sorunlarına yabancılaşır ve dünyayı sadece kendilerine gösterilen dar pencerelerden yorumlamaya başlarlar. Bilgi akışındaki bu asimetri, çevre ülkelerin kendi seslerini duyurmalarını ve kendi gerçekliklerini inşa etmelerini neredeyse imkansız kılan yapısal bir engele dönüşür.
Küresel Tek Tipleşmeden Melez Direnişe: Tüketim Çarkları Ve Yerel Kimlik
Kültürel emperyalizmin yarattığı en somut ve tehlikeli sonuç, kültürel homojenleşme, yani dünyanın tek tipleşmesidir. Yerel ve özgün kültürel motifler, kadim diller, tarihsel gelenekler ve köklü yaşam pratikleri, küresel batılı standartların ezici baskısı karşısında gün geçtikçe zayıflamaktadır. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, insanların benzer kıyafetleri giydiğini, aynı küresel müzik listelerini dinlediğini, benzer mimari yapılarda yaşadığını ve aynı hızlı yemek kültürünü benimsediğini görürsünüz. Bu durum, insanlığın en büyük zenginliği olan kültürel çeşitliliğin erozyona uğraması anlamına gelir. Kültürel emperyalizm, kapitalist tüketim mekanizmasını meşrulaştırırken bireylere bir kimlik satar; o kimliğe sahip olmanın yolu ise küresel markaların ürünlerini durmaksızın tüketmekten geçer. Yerel toplumların tarihsel, ahlaki ve toplumsal değerleri, küresel popüler kültürün pompaladığı bireyselci ve hazcı değerler karşısında hızla zemin kaybetmektedir.
Uluslararası iletişim hakkı ve çevre ülkelerin bu hegemonya karşısındaki savunma mekanizmaları üzerine uzun yıllar çalışan bir diğer değerli Türk bilim insanımız da "Gelişmekte olan ülkelerin küresel medya tekelleri karşısındaki enformasyon bağımlılığı, sadece kültürel bir erezyon yaratmakla kalmaz, aynı zamanda bu toplumların kendi kaderlerini tayin etme iradelerini de ipotek altına alır"[3] diyerek meselenin siyasi ve toplumsal bağımsızlıkla olan doğrudan ilişkisini ortaya koymuştur. Yirmi birinci yüzyılın getirdiği internet ve hiper hızlı dijital ağlar, bu kültürel yayılımı ve tüketim çılgınlığını tarihte görülmemiş bir sürate ulaştırmıştır. Ancak modern iletişim yaklaşımları, bu sürecin tamamen edilgen bir teslimiyetle sonuçlanmadığını da göstermektedir. Günümüzde yerel kültürler, küresel etkileri pasif bir şekilde kabul etmek yerine, onlara kendi renklerini katmakta ve küresel ile yerelin birleşimi olan "glokalizasyon" yani küreselleşme mekanizmasını devreye sokmaktadır. Küresel bir müzik türünün yerel enstrümanlarla icra edilmesi veya küresel bir dijital platformun o ülkenin yerel hikayelerini anlatması bu hibrit yapıların birer örneğidir. Yine de unutulmamalıdır ki, bu melez ürünlerin üretim, dağıtım ve finansman gücü hâlâ büyük ölçüde küresel tekellerin elinde kalmaya devam etmektedir. Kültürel bir çoraklaşmanın önüne geçebilmek, ancak kitle iletişim araçlarının sunduğu parıltılı dünyaya karşı eleştirel bir medya okuryazarlığı geliştirmekle ve yerel kültürel sermayeyi modern dünyanın diliyle yeniden üretebilecek bilinçli adımlar atmakla mümkündür.
[1] Herbert Schiller, University of California, "Kitle iletişim araçları, küresel kapitalist merkezin ekonomik çıkarlarını meşrulaştırmak ve çevre ülkelerin zihinlerini Batılı değerlerle yeniden yapılandırmak amacıyla kullanılan en rafine ideolojik aygıtlardır", Mass Communications and American Empire, New York, 1969
[2] Prof. Dr. Ünsal Oskay, İstanbul Üniversitesi, "Kitle iletişim araçlarının sunduğu popüler kültür ürünleri, bireyleri kendi toplumsal gerçekliklerinden kopararak sahte bir tatmin duygusu içinde uyutur ve onları küresel tüketim çarkının sadık birer neferi haline getirir", Kitle İletişimin Kültürel İşlevleri, İstanbul, 1982
[3] Prof. Dr. Korkmaz Alemdar, Gazi Üniversitesi, "Gelişmekte olan ülkelerin küresel medya tekelleri karşısındaki enformasyon bağımlılığı, sadece kültürel bir erezyon yaratmakla kalmaz, aynı zamanda bu toplumların kendi kaderlerini tayin etme iradelerini de ipotek altına alır", Uluslararası İletişim ve Bağımlılık, Ankara, 1981
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."