Evren, milyarlarca yıl önce bir defaya mahsus kurulmuş ve kendi haline bırakılmış devasa bir saat midir, yoksa her saniyesi yeni bir nefesle dokunan canlı bir organizma mı? Geleneksel yaklaşımlar uzun süre boyunca Tanrı’yı sadece zamanın başlangıcındaki ilk düğmeyi kuran mutlak bir mimar olarak konumlandırmıştı. Ancak yirminci yüzyılın başından itibaren felsefe, fizik ve biyolojide yaşanan büyük kırılmalar, bu donmuş dünya tasavvurunu kökünden sarstı. Süreç teolojisinin merkezinde yer alan sürekli yaratılış kavramı, varoluşu geçmişte tamamlanmış bitmiş bir ilan olarak değil, şimdiki zamanda ve gelecekte kesintisizce akan dinamik bir oluşum şeklinde tanımlar. Bu bakış açısına göre kozmos, yaratıcının her an yeniden şekillendirdiği, kendi içindeki varlıklara özgürlük alanı tanıdığı ve onlarla birlikte geliştiği muazzam bir sahnedir. Bilim dünyasının evrimsel biyolojiyle canlılığın, astrofizikle de uzayın sürekli bir genişleme ve değişim içinde olduğunu keşfetmesi, teoloji felsefesinde yeni kapılar aralamıştır. Doğanın bu hareketli yapısı, yaratılışın tamamlanmış bir "geçmiş olay" olmadığını, aksine kozmik evrim, bilinç ve yaşamın ortaya çıkışıyla her an sürdüğünü gösterir. Süreç felsefesinin kurucu ismi "Evren, durağan maddelerin yan yana gelmesinden ibaret bir yığın değil; her biri bir sonrakini doğuran, sürekli değişen ve yeni imkânlara kapı açan dinamik deneyim anlarının akışıdır"[1] diyerek varlığın hareketli doğasını ilan etmiştir. Bu dinamizm, yaratıcı gücü evrenin dışına iten mekanik tanrı algısını yıkar. Yaratıcı gücü, kozmosun bağrında her an yenilik, düzen, güzellik ve gelişim imkânı sunan, zorlayıcı değil ikna edici bir sevgi ilkesi olarak yeniden konumlandırır.
Bu yaklaşım, modern bilimin kuramsal zemininde de kendine güçlü dayanaklar bulmaktadır. Kuantum fiziğinin olasılıklar dünyası ve termodinamiğin açık sistemler teorisi, evrenin geleceğinin önceden tamamen yazılmış katı bir senaryo olmadığını gösterir. Evren, kendi içinde öngörülemez yenilikler üretme yeteneğine sahiptir. Hem bir bilim insanı hem de düşünür olan bir diğer isim, "Doğanın kuantum seviyesindeki esnekliği ve biyolojik sistemlerin karmaşıklığı, sürekli yaratılış fikrinin fiziksel dünyadaki açık kanıtlarıdır"[2] tezini ileri sürerek bilimsel verileri felsefi düzleme taşır. Evrenin bu "beliriveriş" yani sürekli yeni formlar ve bilinç katmanları üretme becerisi, ilahi yaratımın her an devrede olduğunun en somut göstergesidir. Evren kendi tarihini yazarken, yaratıcı kaynak da bu sürece her an yeni potansiyeller fısıldayarak eşlik eder.
Sürekli ve dinamik yaratım fikri, aslında Doğu ve Batı düşünce geleneklerinin saklı kalmış ortak paydalarından biridir. Çağdaş dünyada süreç teolojisi adıyla kavramsallaştırılan bu bakış, Türkiye’nin irfanî ve felsefi köklerinde, özellikle de İslam düşünce atlasındaki "teceddüd-i emsal" yani her an yeniden yaratılma öğretisinde derin izlere sahiptir. Geleneksel Anadolu irfanı, evrenin her göz kırpışında yok olup yeniden var edildiğini, ilahi tecellinin iki farklı anda asla aynı şekilde tekrarlanmadığını savunur. Batı felsefesinde bu fikri modern bilimle harmanlayan önemli bir düşünür, "Yaratılışın sürekliliği, evrenin ekolojik dengesi ve canlıların birbiriyle olan derin bağı göz önüne alındığında, Tanrı'nın dünyadan, dünyanın da Tanrı'dan bağımsız düşünülemeyeceği bir kozmik dayanışmayı zorunlu kılar"[3] diyerek teolojik çerçeveyi genişletir. Böylece insan, evren ve yaratıcı arasındaki ilişki, birbirinden yalıtılmış kompartımanlar olmaktan çıkıp, birbirini besleyen ve büyüten muazzam bir bütünlüğe kavuşur.
Zamanın ve mekânın ötesindeki katı, hareketsiz ve dünyadaki acılara karşı duyarsız bir mutlak güç algısı, modern insanın anlam arayışına cevap vermekte zorlanmaktadır. Buna karşın, evrenin genişleyen sınırlarında, hücrelerin bölünmesinde, bir çocuğun ilk bilincinde ve insanlığın özgür seçimlerinde kendini sürekli güncelleyen bir yaratım modeli, akıl ile kalbi aynı çizgide buluşturur. Sürekli yaratılış teorisi, kozmosu devasa bir laboratuvar soğukluğundan kurtarıp ona bir ruh, anlam ve geleceğe doğru akan umutlu bir yön duygusu kazandırır. Evrenin dinamik yapısını kavramak, insanı sadece seyirci konumundan çıkarıp, bu bitmeyen kozmik inşa sürecinin sorumluluk sahibi, özgür ve kurucu bir ortağı haline getirmektedir.
[1] Alfred North Whitehead, Harvard University, "Evren, durağan maddelerin yan yana gelmesinden ibaret bir yığın değil; her biri bir sonrakini doğuran, sürekli değişen ve yeni imkânlara kapı açan dinamik deneyim anlarının akışıdır", Process and Reality, New York, 1929
[2] Arthur Peacocke, Oxford University, "Doğanın kuantum seviyesindeki esnekliği ve biyolojik sistemlerin karmaşıklığı, sürekli yaratılış fikrinin fiziksel dünyadaki açık kanıtlarıdır", Theology for a Scientific Age, Oxford, 1993
[3] John B. Cobb, Claremont School of Theology, "Yaratılışın sürekliliği, evrenin ekolojik dengesi ve canlıların birbiriyle olan derin bağı göz önüne alındığında, Tanrı'nın dünyadan, dünyanın da Tanrı'dan bağımsız düşünülemeyeceği bir kozmik dayanışmayı zorunlu kılar", God and the World, Philadelphia, 1969
YANSIMA Bilimsel Perspektif Dergisi
Ücretsiz Aylık Dijital DergiTel: 0 553 403 88 04 (WP/GSM)Makaleler özgün yorumlar sunar. Ayrıca sitemizdeki resimler; muhabirlerimizn çektiği özgün fotolgraflar, çizerlerimiz tarafından oluşturulan özgün karikatür ve özgün illustrasyonlardan oluşur. Alıntılar tırnak içinde ve kaynak belirtilerek sunulur."Bilgi, paylaşıldıkça artan tek hazinedir."